• Gerekçe üretmeden, çözüm üretiriz..

  • Hiçbirimiz hepimiz kadar akıllı değiliz..

  • Ekip ruhu, ortak sinerji ve başarıyı getirir..

 

İSTANBUL'A MERHABA

 

Açıklama: http://harika.istanbul.gov.tr/Portals/istanbulv2/Resources/images/czg.gif

Eski Dünyanın merkezinde yer alan İstanbul tarihi abideleri ve şahane tabii manzaraları ile ünlü, önemli bir megapoldür. Asya ile Avrupa Kıtaları'nın dar bir deniz geçidi "Boğaziçi" ile ayrıldığı yerde, iki kıta üzerinde kurulu tek şehirdir. 2500 yılı aşan bir tarihe sahip olan İstanbul, deniz ve karaların kucaklaştığı bu stratejik bölgede kuruluşunu takiben önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Tarihi İstanbul şehri üç tarafını Marmara Denizi, Boğaziçi ve Halic'in sardığı bir yarım ada üzerinde yer alır. Burası 3 dünya imparatorluğuna, Roma, Bizans ve Osmanlı Türkleri'ne başkent olmuş,1600 yılı aşan bir süre boyunca 120 den fazla imparator ve sultan burada hüküm sürmüştür. Dünyada bu özelliğe sahip tek şehirdir. Gelişim sürecinde surlar her defasında daha batıya inşa edilerek şehir 4 defa genişletilmişti. 5.yy Roma devri surları ile çevrili, 7 tepe üzerine kurulu İstanbul, Türk sanatının şaheser eserleri, buralara kondurulmuş "taçlar" gibi, Sultan camileri ile süslüdür. Şehrin silueti her yönden güzel, muhteşem ve huzur verici bir manzaradır. Çok emin bir tabii liman olan Haliç şehrin gelişmesinde önemli rol oynamıştı. Ana yolların denize ulaştığı kavşak noktasında yer alması, kolay savunulur bir yarım ada, ideal iklim, zengin ve cömert tabiat, stratejik Boğaziçi'nin kontrolü gibi özellikler ve coğrafi konumunun dünyanın merkezinde bulunması İstanbul'un kısmetidir.

Açıklama: Balık Tutan İnsanlar
İmparatorluklar başkenti olduğu sıralarda, devlet ile birlikte dinlere de idari merkez olmuş, Doğu Hıristiyanlığı Patrikliği kurulduğu zamanlardan günümüze kadar bu şehirde üslenmiş, Hıristiyan dünyasının en büyük ilk kilise ve manastırları buradaki pagan mabetlerinin üzerinde yükselmişti.
İstanbul'un fethini takiben yüz yıl gibi bir sürede sanat eserleri camiler, saraylar, okul, hamam, ve diğer tesisler şehri donatıp Türk karakterine kavuşturmuş, harap halde mevcut kiliselerin bazıları da tamir ve tadil edilerek camiye çevrilmişlerdi.
Osmanlı Sultanlarının İslam Dini'nin halifeleri olduğu 16.yy dan Cumhuriyetin ilk yılı 1924 e kadar bu sembolünde merkezi İstanbul'dur. Yahudilik her liman şehrinde olduğundan daha fazla İstanbul'da yerleşmiş,15 yy da Türk'lerin İspanya'dan kurtarıp getirdikleri de mutlu, yeni hayat tarzına bu şehirde başlamışlardı.İstanbul,cami,kilise ve sinagogların yan yana mevcudiyetlerini sürdürdüğü bir toleranslar merkezi olagelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu çöküş yıllarında şehir, zengin, gösterişli bir çok eser ile süslenebilmiş, saraylar Avrupa sanatının tesirinde yapılmış, Haliç'in kuzey yamaçları Galata ve Beyoğlu semtleri Avrupai kimliklerine bürünmüşlerdi. Birinci Dünya savaşlarında taraf olan İmparatorluk çöküp yerine kurulan genç Cumhuriyetin başkenti Ankara'ya taşıması, İstanbul'un önemini azaltmamıştır. 2. Dünya savaşlarını takip eden yıllarda başlayan ve 1950 den sonra hızlanan plansız gelişme eski şehrin dokusuna tesir etmiş, maalesef ahşap yerleşim yerleri süratle yok edilirken her yer beton binalarla dolmuştur. Dışardan yapılan göçler ile nüfus patlamasına uğrayan İstanbul kısa sürede tarihi surların çok ötelerine taşmış, sur içi alanlar atölye, fabrika ve iş yerlerinin istilasına uğramış, açılan ana arterler trafik için çözüm sağlayamamış, alt yapı eksikliğinden dolayı Haliç ilk kirlenen yer olmuştu. 1980'li yıllarda başlayan kurtarma hamleleri ile İstanbul tarihinde görmediği bir yeniden yapılanma sürecine girer. Haliç kıyılarında binlerce yapı istimlak edilerek kıyı boyu yeşil kuşakla çevrelenmiş, Marmara Denizi kıyıları doldurularak park ve bahçelerle donatılmıştır. Drenaj sistemleri tamamlanarak, atık sular fiziki ve biyolojik arıtılmış, şehri çevreleyen denizlerin kirlenmesi önlenmiş, hava kirliliği, artık doğal gaz kullanıldığı için oldukça azalmıştır.

Açıklama: Deniz ve Vapur
Roma şehir surları restorasyonları başlatılmış, can damarı Beyoğlu yeni açılan bir cadde ile kurtarılmış, daha önceki yıllara nazaran genel temizlik, bakım, çöp işleri Avrupa standartlarını yakalamıştır. Çevre yolları Boğaziçi'ni 2 asma köprü ile geçerek kıtaları bağlarken, Avrupa yakası hızlı tramvay ve nihayet metro sistemine kavuşmuş, kıyılarda inşa edilen deniz otobüsleri terminalleri ile deniz taşımacılığında sürat ve konfor sağlanmıştır. Tarihi yarım adadaki bütün sınai tesisler şehir dışında yapılan modern sitelere taşınırken, yeni şehirler ve uluslararası otobüs terminali de trafik yoğunluğunu rahatlatmıştır. Eski hapishane binası ile şehrin betonarme ilk büyük yapısı 5 yıldızlı otellere çevrilerek turizme tahsis edilmişlerdir. Şehir doğu-batı ekseninde Marmara kıyıları boyunca dinamik büyümesini tüm hızı ile sürdürmekte, gelişmektedir.

 


İSTANBUL'UN KURULUŞU

 

Açıklama: http://harika.istanbul.gov.tr/Portals/istanbulv2/Resources/images/czg.gif

Megaralılar M.Ö. 658-657 yıllarında bugünkü Topkapı Sarayının bulunduğu yerden, Sarayburnu’na ve oradan da Ahırkapı semtine kadar uzanan mahalde küçük bir şehir kurdular. Kurdukları şehrin etrafını bir surla çevirdiler. Şehre, başkanları Vizas'ın ismine izafeten "Vizas Şehri" manasına gelen Vizantion (Bizantion) adını verdiler. Şehri çevreleyen surlar, Sarayburnundan başlayıp, bugünkü Ayasofya Müzesini içine alarak, Yerebatan Sarayından geçmekte ve bir kavis yaparak,Sultanahmet Camii ve etrafı dışarıda kalmak Açıklama: Eski İstanbul(Tranvay)üzere Ahırkapı semtinde denize varmaktaydı. Sonraları Argoslular, Zevksippos adlı başkanlarının emri altında gelip, Bizantion'a yerleştiler. Böylece şehrin nüfusunu çoğalttılar. Şehir,kısa zamanda çiftçi ve balıkçı yeri olarak gelişmiş zamanda Ege denizinden Karadenize gidip gelen gemiler için uğrak ve durak yeri olduğundan önem kazanmıştır.Şehrin kurucusu olan Vizas tarafından, bugünkü Topkapı Sarayının bulunduğu tepede bir Akropol kurulmuştur.Pers hükümdarı Darius, İskit seferinden dönüşünde, generallerinden Megabisos'u Marmara etrafındaki şehirleri Pers împaratorluğuna bağlamaya memur etmişti. Vizas (Bizans) şehri, Darius’un İskit seferi dönüşünden sonra M.Ö 479 yılına kadar Pers İmparatorluğuna bağlı kalmış, aynı yılda Yunanlıların Persleri Platea şehri yöresinde yenmelerinden az sonra, Isparta Kralı Pavsanias şehri ele geçirmiştir.
M.Ö 340 yılında Makedonya kralı II.Filip, şehri muhasara ettiyse de zaptedememiştir. Perslerden de yardım gören Atinalılar, Yunan şehir devletleri ile bir anlaşma yaparak, Bizanstion yardımına koştular.

Bunun üzerine II. Filip muhasarayı kaldırıp geri dönmek mecburiyetinde kaldı. Roma İmparatoru Septimius Sevirus'la (193-211), Romalı general Niger arasındaki çarpışmada, Bizans şehri Niger'in tarafını tut¬tuğundan, İmparator kendisine karşı düşmanıyla ittifak eden Bizanslılardan intikam almak için, 193 yılında şehri kuşatmış ve üç yıllık bir kuşatmadan sonra, 196 yılında zaptetmiştir. Şehir halkına çok sert davranan ve şehrin surlarını, baştanbaşa imha ettiren Sevirus, bir müddet sonra oğlu Antonius Bassianus Karakallanın rica ve isteği üzerine, bu şehre karşı sert tavrını değiştirerek, yeniden yaptırdığı surlarla şehri büyültmüştür. Bu surlar, Vizas surlarına, biraz daha batıya doğru inşa edilmiş ve şehre daha büyük bir genişlik vermiştir.

Septimus Sevirus'un surları, bugünkü Eminönünde eski Paket Postahanesinin bulunduğu yerden başlayarak, Divan yolundan Fuat Paşa türbesine, oradan da üzerinde Dikilitaş, Burmalı sütun ve Alman çeşmesinin bulunduğu park halindeki sahayı (Osmanlılar zamanında At Meydanı, Bizanslılar zamanında Hippdrom denilen yer) çevirerek, Sultanahmet Camii'nin bulunduğu yerden geçip, Ahırkapı semtinde denize varmaktaydı. Sevirus, bugünkü Gülhane parkında Amfiteatr tarzında bir tiyatro, Akro¬polde Yupiter (Zeus), Febüs (Apollon) ve Venüs (Afrodit) gibi ilâh ve ilahelere vakfedilmiş mabetler yaptırmış, 203 yılında da Hipodrom'u inşa ettirmeye başlamıştır.

306 yılında rakiplerini yenerek, Roma İm¬paratoru olan Konstantin (306-323), 3 Temmuz 324 yılında rakiplerinden Likinius'u Edir¬ne (Adriyanopolis) civarında yapılan savaşta mağlûp etmişti, Bizantion'a kaçan Likinus, Konstantinin gelmekte olduğunu öğrenince, Üsküdar'a (Hrisupolis) çekildi. Konstantin, burada da Likinus'u mağlûp etti. Aynı zamanda da Bizantion'u da ele geçirdi. Konstantin, bundan sonra Roma şehrini terk ederek, Bizantion şehrini kendisine merkez edindi. Böylece imaparatorluğunun ikinci devrine başlamış oldu. 

(324-337) 8 Kasım 324 yılında, bu şehri yeni Roma adıyla imparatorluğunun merkezi olarak ilân etti ve bilâhare şehir, imparatorun ismine atfen, Konstantionopolis adını aldı. İm­parator, aynı yıl içinde, şehrin genişliğini ve surların geçeceği yerleri şahsen tespit ederek, inşasını emretti. Konstantin şehrinin kara cihetindeki surlar, bugünkü Atatürk Köprüsü­nün batısında, Haliç sahillerinden başlıyarak, Sultanselim ve Fatih Camileri arasından Cer­rahpaşa semtine doğru uzanıyor, Etyemez sem­ti civarında büyük bir kavis yaptıktan, Samatya yakınlarında Marmara sahillerine varıyordu. İmparator Konstantin zamanında, şehir 14 mıntakaya ayrılmaktaydı. Bu mıntakalardan 12'si, Konstantin şehrini çevreleyen surlar içindeydi.

13. mıntaka bugünkü Galata semti, 14. mıntaka ise, bugünkü Eğrikapı (Vlaherna) bölgesi idi.

Bugünkü isimleriyle, İstanbul yedi tepesinin bulunduğu yerlere gelince:Birinci tepe: üzerinde Topkapı Sarayı, Ayasofya Müzesi, Hippodrom ve Sultanahmet Camii'nin bulundukları mahal; İkinci tepe: Çemberlitaş sütunun bulunduğu yer ve etrafı; Üçüncü tepe:İstanbul Üniversitesinin bulunduğu yer ve civarı; Dördüncü tepe: Fatih Camii' bulunduğu yer ve havalisi; Beşinci tepe:Sultanselim Açıklama: Eski İstanbul EvleriCamii'nin bulunduğu bölge; Yedinci tepe: Cerrahpaşa ve Haseki hastanelerinin bulundukları yerler ve civarlarıdır.

İmparator Konstantin, Şehir surlarının şasi devam ederken, şehirde birçok binalar yaptırmaya başlamıştır. 325 yılında Ayia Irini (bugünkü Ayasofya müzesinin yakınında Topkapı Sarayını çeviren surların içinde Bir müddet Askerî müze olarak kullanılmıştır.) ve Ayia Apostoli (takriben Fatih Camii' bulunduğu yerde idi) kiliselerini inşa ettirmiştir. Yine Ayia Sofia kilisesinin temelleri İmparator Konstantin zamanında atılarak, inşasına başlanmış ve oğlu imparator Konstanios (337-361) zamanında bitirilmiştir. R. Janin'in bildirdiğine göre, 381 yılında bu kilisenin çatısı, Arienler (Arius mezhebinde olanlar) tarafından yakılmışsa da çok çabuk tamir edilmiştir, 404 yılında ikinci defa yanan bina 406 yılında tekrar inşa ettirilmiştir. Büyük bir kısmı ahşap olduğu için, 15 Ocak 532 gecesi, Nika ihtilalinde tamamiyle yanmıştır, imparator Konstantin, evvelce de zikredildiği gibi, 203 yılında impartor Septimius Sevirus'un inşa ettirmeye başladığı Hipodromu tamamlamıştır. Konstantin sırlarının inşası 330 yılında biti-rilmiş, 330 yılının 11 Mayısında Konstantin şehrinin resmi küşadı yapılmıştır. Çemberlitaş' da (Konstantin sütunu) 330 yılında dikilmiştir.

 

İSTANBUL NE ZAMAN VİLAYET OLDU?

 

Açıklama: http://harika.istanbul.gov.tr/Portals/istanbulv2/Resources/images/czg.gif

Açıklama: Eski İstanbul(Tranvay)İstanbul’un bir özelliği de ilk vilayet teşkilatının diğer büyük illerden çok sonra, ancak 1909 (1325) yılında kurulmuş olmasıdır. Bunun nedenleri çeşitli eserlerde şöyle açıklanmaktadır:
İstanbul, Fatih Sultan Mehmet tarafından 29 Mayıs 1453’te fethinden egemenliğin Büyük Millet Meclisine ve dolayısıyla ulusa geçmesi tarihi olan 23 Nisan 1920 ye kadar 467 yıl Osmanlı devletinin baş şehri olarak kalmıştır. 13 Ekim 1923’te Ankara başşehir olarak kabul olunmuş ve bundan 16 gün sonra, yani 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanı ile İstanbul, yeni Türkiye Cumhuriyetinin bir vilayeti haline gelmiştir.
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğunun başşehri iken, Padişah denilen Hükümdar ile o zamanın Başvekili (Sadrazam) ve Vekilleri (Nazırlar), yani Bakanlar Kurulunun tümü başşehirde bulunmalarına ek olarak çeşitli devirlerde de şehrin mülki, beledi, askeri ve inzibati işleriyle İstanbul Kadısı, Yeniçeri Ağası, İhtisab Nazırı, Serasker, Zabtiye Müşiri ve Şehremini gibi isimlerle vazife gören kişiler ve kuruluşlar meşgul olduklarından 1909 (1325) yılına kadar İstanbul şehri ile “mülhakat” denilen yakınındaki ilçeler için ayrıca bir Vali tayinine ihtiyaç duyulmamıştır. Ancak Meşrutiyet inkılabıyla Osmanlı Devleti şekil değiştirdikten sonra, 22 Temmuz 1909 (1325) tarihli bir kanun la İstanbul’da ilk defa vilayet kurulmuştur.
İstanbul’un fethinden 1826 (1242) tarihine kadar 373 yıl şehrin idari ve beledi işlerinin mühim bir kısmı Padişah ve Vezirler Meclisi tarafından tayin olunan kişilerin şahsi takdir ve kararları ile yürütülmüştür.
Şehirleri “Kadı” denilen ve İstanbul’da da “İstanbul Efendisi” adı ile anılan ve aynı zamanda şehrin hakimi olan kavuklu bir yüksek memur idare ederdi. “İstanbul Efendisi” emrinde bulunan İhtisab Ağası ve ona bağlı memurlar vasıtasıyla hiçbir kanuna tabi olmaksızın hüküm ve kararlarını derhal uygulardı.
1826 (1242) yılında İkinci Sultan Mahmud tarafından Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra “İhtisab Nezareti” adı ile Bakanlık gibi yeni bir teşkilat kurulmuş ve o zamana kadar Kadılar veya İstanbul Efendileri tarafından görülmekte olan esnafın ve gıda maddelerinin kontrol ve murakabesi ile zabıta işleri ve ordu masraflarının karşılığı olarak alınan ihtisap resimlerinin tahsili gibi görevler bu Nezarete verilmiştir. İhtisap Nezareti İstanbul’da hem Vilayete, hem de Belediyeye ait işleri görür, şehrin asayişi ile de meşgul olurdu.
Fakat çok geçmeden İhtisap Nezaretinin bu vazifelerden vergi tahsili kısmı Maliye Nezaretine, zabıta ve askeri işler de “Seraskerlik” makamına verilmiştir. Fakat bir müddet sonra, Seraskerliğe verilen zabıta vazifeleri önemli görüşülerek 1846 (1262) yılında bir “Zaptiye Müşürlüğü” ihdas olunmuş ve böylece mülki idare ve zabıta işleri bu Müşürlüğe devir olunmuştur. Bu suretle İhtisap Nezaretinde yalnız Belediye görevleri bırakılmış oldu.


Böylece 1846 (1262) yılından 1866 (1282) yılına kadar geçen yirmi yıl içinde Vilayete ait mülki idare ve zabıta işleri (Zaptiye Müşürlüğü)’nce ifa olunmuştur. 1866 (1262) yılında Zaptiye Müşürlüğünde Çatalca, Şile, Kartal, Gebze gibi “ Mülhakat” civar ilçelere ait idari ve inzibati işlerle de meşgul olmak üzere bir “Meclis-i İdare-i Liva-i Zaptiye” adı ile bir Meclis teşkil edilmiştir. Bundan dört yıl sonra 1870 (1286) tarihinde ise İstanbul’un mülki idaresi, zabıta ve mahkemeleri hakkında 101 maddelik bir nizamname yayınlanmış ve bu nizamname ile Zaptiye Müşürüne Valilik yetkileri verilmiştir.
Bu nizamnameye göre, Zaptiye Müşürlüğü idari teşkilatı, İstanbul, Beyoğlu, Üskiüdar ve Çekmece adları ile dört mutasarrıflık (Valilikten küçük, Kaymakamlıktan büyük bir idari makam) ile Galata, Adalar, Kartal, Eyüp, Yeniköy, Şile, Beykoz, Çatalca, adları ile sekiz Kaymakamlıktan ve Küçükçekmece, Suyolu kurası (köyleri), Terkos, Gebze adları ile dört müdürlükten kurulu idi. Bu nizamname ile İstanbul’da ki Ceza Mahkemeleri de, diğer vilayetlerin mahkemeleri gibi Zaptiye Müşürünün Emri altına verilmiş ise de bunun sakıncası çabuk anlaşılmış ve bir yıl sonra 1871 (1287) de kaza ve icra kuvvetleri birbirinden ayrılarak mahkemeler yeni kurulan Adliye Nezaretine bağlanmıştır. Böylece, Valilik yetkisi 1877 (1293) inkılabına kadar Zaptiye Müşürü tarafından kullanılmıştır.
Bu tarihte Osmanlı Hükümetinin şekli değiştiği zaman, İstanbul’un idaresine de bir yenilik verilmek istenilmiş ve Paris şehrini takliden mevcut Belediye dairelerinin ( bugün ki Belediye Şube Müdürlükleri) sayısı yirmiye çıkarılmış, fakat o sırada Osmanlı, Rus harbi çıktığı için bunun tatbikatına geçilememiştir. 1878 (1294) de ise Belediye dairelerinin sayısı ona indirilmiştir, her daireye Hükümet tarafından birer müdür tayin edilmek suretiyle 1908 (1324) yılına kadar İstanbulun idare işleri de bu Belediye Müdürlükleri tarafından ifa olunmuştur.
Meşrutiyetin ilanı üzerine, 22 Temmuz 1909 (1325) tarihli bir kanunla İstanbul’da ilk defa Vilayet teşkil olunmuş ise de, o zamanlar İstanbul Hükümet merkezi olduğu için, şehirde vilayetin varlığı ve otoritesi hissedilmemiştir.
İstanbulda vilayet teşkilatının kurulmasından ve Şehreminliğine ilaveten bir de Vilayet Makamı ihdas olunmasından sonra Dahiliye Nezareti için bir “ Emanet-Vilayet Meselesi” meydana çıkmış, zaman zaman Vilayetin lüzumsuzluğu ileri sürülmüş, komisyonlar inceleme yapmış, hulasa 1922 yılına kadar 12 yıl içinde her yeni Vali, Şehremini ve Dahiliye Nezaretinde kocaman bir dosya teşkil etmiştir. Tatbikat ve icraat ise, kah ayrı bir Vali ve bir Şehremini bulunması, kah Valiye Şehremini vekalet veya Şehreminine Valiye vekalet görevi de verilmek suretiyle yürütülmüştür.
Açıklama: Eski İstanbul EvleriBu arada: İstanbul Şehremini Operatör Dr. Cemal Paşa (Topuzlu) 12 Ekim 1912’den 8 Kasım 1914’e kadar, Şehremini İsmet bey, 9 Kasım 1914’den 3 Şubat 1915’den 29 Nisan 1915’e kadar, Şehremini Bedri Bey, 30 Nisan 1915’den 7 Temmuz 1917’ye kadar İstanbul Valiliğine de vekalet etmişlerdir. İstanbul Valisi Kani Bey 14 Temmuz 1917’den 3 Aralık 1917’ye kadar ve ikinci defa olarak 12 Ağustos 1918’den 15 Aralık 1918’e kadar ve Vali Yusuf Ziya Bey de 16 Aralık 1918’den 11 Mayıs 1919’a kadar İstanbul Şehreminliğine de vekaletten bulunmuşlardır.

Atatürk’ün Milli Mücadeleye başlamak üzere Samsun’a çıktığı 1919 Mayısından, 1923 Cumhuriyetin ilanına kadar geçen intikal devresinde iki kat daha Valilikte bulunmuş ve bunların sonuncusu, 7 Ekim 1922’den, yani Padişah Vahidettin’in bir düşman gemisiyle İstanbul’dan kaçtığı 17 Ekim 1922’den on gün evvel başlayarak 7 Nisan 1923’e kadar Valilik yapan Miralay Esat Bey (Paşa) olmuştur.

 

KUŞBAKIŞI İSTANBUL

 

Açıklama: http://harika.istanbul.gov.tr/Portals/istanbulv2/Resources/images/czg.gif

Denizler ve karalar dantel gibi işlenmiş İstanbul coğrafyasını 4 bölüme ayırmıştır. Haliç'in kıyılarında Eski İstanbul ve Galata, Boğazın iki yakasında, eskiden her biri ayrı köyler olan, artık birleşmiş yerleşim alanları yer alırlar. Dünyanın en küçük denizi olan Marmara Denizi kıyıları boyunca uzanan meskun yerler, şehrin ulaştığı boyutların büyüklüğünü gösterir.

Açıklama: İstanbul boğaz gece görünüm

Eski Şehir 22 km surların çevrelediği üçgen bir yarımadanın 7 tepesi üzerine yayılmıştır. Burası Byzantion, Yeni veya İkinci Roma, Konstantinopolis veya Polis adları ile anılmış tarihi yerleşimdir. Marmara ve Haliç surları zaman içinde, kısmen yok olmuş, kara tarafı esas surlar ise nispeten korunarak günümüze gelebilmiştir. Üçgen yarımadanın geniş batı kenarı kara surları, iki yanı deniz surları, uç doğu noktası da Topkapı Sarayı sahilleridir. Burası 7 tepenin en geniş ve uzun olanı, ilkidir. Saray şehir içinde şehir gibi, surla çevrili, muazzam bir kompleks yapı olup zengin, çok önemli eserlerin sergilendiği bir müzedir. Festival günlerinin eşsiz mekanı Aya İrini ve benzerleri arasında önemli ve tek olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri sarayın ilk avlusunda yer alırlar. Dünyanın 8. Harikalarından Aya Sofya Müzesi, güzelliği şöhreti kadar etkili Sultan Ahmet Camii, Roma Hipodromu, Yerebatan Sarayı Sarnıcı birinci tepenin düzlüğünde bulunurlar. İkinci tepe en eski, en büyük "Kapalı Çarşı" nın mekanıdır, Nuruosmaniye Camii, şehrin Roma başkenti olması armağanı Çemberlitaş sütunu buradadır. Üçüncü tepede Süleymaniye, dördüncü de Fatih camileri yükselirken, iki tepe arasında Roma devri su kemeri uzanır. Şehzade Camii ve İstanbul Belediyesi de burada bulunur. Eskiden şehrin su ihtiyacını karşılayan devasa Roma devri açık sarnıçları daha yüksekteki diğer tepelerdedir. Sultan Selim camii beşinci, Kariye Müzesi de altıncı tepenin yamacında yer alır. Bu tepelerin sırtlarından geçen, Aya Sofya meydanından başlayıp, kollara ayrılarak sur kapılarına ulaşan yollar, Roma güzergahlarını takip ederler. Batıda sınır çizen, üç sıra tahkimli kara surları, Roma askeri mimarisinin en görkemli örneğidir. Surlar kuzeyde, Eyüp'te Halice ulaşır. Semte adını veren Eyüp Sultan camii, şehirde ilk inşa edilen cami olarak bilinir.

Haliç 8 km uzunluğunda dar, boynuz gibi kıvrık bir körfezdir. İstanbul'un benzersiz ve şahane silueti en güzel şekilde denizden, Asya kıyılarından ve Haliç girişinden hareket eden vapurlardan seyredilebilir. Temizlenme özlemi giderilmiş, balıkları geri dönmüş ve etrafını saran park ve bahçeleri seyretmekte, kalan tersanenin sularından götürülmesini beklemektedir. Ortodoks Patrikhanesi ve küçük, şirin Bulgar Kilisesi bu civara yerleştirilen eski Galata köprüsü ile karşı sahile bağlanmışlardır. Burada yer alan Koç ailesinin enteresan yeni müzesi değişik objeler sergilemektedir. Haliç 2003 yılında açılan Türkiye’nin harika eserlerinin maketler parkı mini dünyalar ile yeni bir seyir mahalli kazanmıştır.

Galata bölgesi ve uzantısı Pera eski şehirden farklı görünümlere sahiptir. Sembolü Galata kulesi olan bu semt yokuşlu sokaklarla yukarı sırtlara, Beyoğlu'na yol verirken, yapıldığı devrin özelliklerini koruyan, 100 yıl evvelki Avrupa tesirli mimari mirasını, dış görüntü ile yaşamaktadır. Avrupa'nın ikici eski metrosu Tünel halen "en kısa" olan unvanını korumaktadır. Tünelin üst ucu İstiklal Caddesinin başlangıcıdır. Eski tramvayların tekrar servise konulduğu, yalnız yayalara açık cadde, Cumhuriyet devrinde konsolosluklara tahsis edilen eski elçilik binaları ile çevrilidir. Divan Edebiyatı müzesi Tünel de, Mevlevi Tekkesi (18 yy).olan güzel bir yapıdadır. Cadde yarılarında meşhur Galatasaray Lisesi, karşı sırada da Çiçek Pasajı renkli, otantik restoranları, balık ve meyve pazarı bulunur. Sinemalar, tiyatro, kafe, lokanta ve eğlence yerleri ile yan, yana sıralanarak Taksim meydanına ulaşan cadde eski parlak, hareketli, daima kalabalık gün ve gecelerinin özlemine yeniden kavuşmuştur. Türk Kurtuluş Savaşını, Atatürk ve arkadaşlarını sembolize eden, göz okşayan abide Taksim meydanını süslemektedir. Yeni metronun ana terminali meydanın altında, Atatürk Kültür Merkezi de kuzeyde yer almaktadır.

5 yıldızlı Hyatt ve Intercontinental otelleri Taksim parkındadır, İstanbul Hilton Oteli de buradadır; sınıfında Türkiye'de yapılan ilk otel olan Hilton (1955) halen en meşhur ve en iyi olma özelliğini korumaktadır. Radyo Evi, türünün en zenginlerinden olan İstanbul Askeri Müzesi, Lütfü Kırdar Kongre Sarayı, Açık Hava Tiyatrosu da bu civardadır. Kuzeye doğru, küçük butiklerin sıralandığı, resim ve sanat galerinin yaygın bulunduğu, daima hareketli Nişantaşı ve Şişli kesimleri yer alır. Daha da kuzeyde, Etilerde Ak Merkez alışveriş merkezi yeni ve büyük boyutlarda imkanlar sunmaktadır. Bu civara inşa edilen yüksek binalar şehrin manzarasına değişiklik kazandırmıştır. 7, 8 ve 9. Yüzyıllar İstanbul için kuşatılma yılları oldu. Yedinci yüzyılda Sasaniler ve Avarlar'in saldırısına uğrayan kenti, sekizinci yüzyılda Bulgarlar ve Müslüman Araplar dokuzuncu yüzyılda ise Ruslar ve Bulgarlar kuşattılar. 1204'de kent Haçlılar tarafından ele geçirildi ve yağmalandı. Bu işgal ve yağma sonrasinda ortaçağın en büyük kenti 40-50.000 nüfuslu, yoksul ve harabe bir kente dönüştü. Bu dönemden sonra İstanbul sürekli küçülmeye ve fakirleşmeye başladı. Şehrin soylu ve zenginleri İznik'e göç etti. Latin İmparatorluğu sadece İstanbul ve yöresinde egemenlik kurabildi.İznik (Nikia), Trabzon ve Yunanistan'daki Epiros'ta bir Bizans muhalefeti gelişti. 1254 yılına gelindiğinde Latin İmparatorluğu çepeçevre kuşatılmıştı. Bu esnada İstanbul çok fakirleşmiş hatta Latin İmparatoru II. Baudouin ısınmak için sarayının ahşap bölümlerini yakacak olarak kullanmaya başlamıştı. Nihayet 1261 yılında Palailogos Hanedani İstanbul'u tekrar ele geçirdi ve böylece İstanbul'daki Latin dönemi sona erdi.


Yenilenen Galata Köprüsü üzerinden Sanat Tarihi'nin en güzel abidevi eseri olan Süleymaniye Camisi'nin muhteşem ve görkemli görüntüsünün seyri doyumsuzdur. Valide Camii ve Mısır Çarşısı köprünün karşısına yerleşmiştir. Başlangıçta baharatçı esnafı için tesis edilen çarşı, 100 dükkanı ile şehrin ikinci büyük ve hareketli mahallidir. Orijinal dükkanlar yanında çeşitli mallar ve kuru yemiş satanlar, dışarıda da balıkçılar ve meyveciler, çiçekçiler sıralıdır. Köprü yanındaki iskelelerden karşı, Asya kıyılarına, Üsküdar ve Kadıköy'e, Boğaziçi'ne veya Adalara düzenli vapur seferleri yapılır. Kayıklarda satılan balık-ekmek ve soğan piyasası her zaman müşteri bula gelmiştir. Eski şaşalı Orient Ekspresi günlerinin hayali ile yaşayan Sirkeci tren istasyonu ilginç mimarisi ile Sirkeci meydanını süslerken, sahildeki Sepetçiler Kasrı Uluslararası basın mensuplarına hizmet vermektedir. İstasyon önünden tepeye tırmanan ünlü Bab-ı Aliyokuşu İstanbul Valiliğine giden tarihi bir caddedir.

Açıklama: Eski İstanbul (Aksaray)
Tophane ile Galata Köprüsü arasında uzanan rıhtım yalnız turist gemilerine tahsis edilmiştir. Nisan ayında başlayan seferler ile Ekim sonuna kadar süren sezonda şehre milyonlarca gezgin gelir. Tophane binası şehrin sanat hayatına hizmet veren bir galeri olarak yeniden düzenlenmiştir. Bu semtin ilerisinde Dolmabahçe Sarayı ve Camisi Boğaziçi kıyısını birer mücevher kutusu gibi süslerler. Sarayın arkasında, yamaçta 5 yıldızlı Swiss otel yükselir. Buradan karşı kıyıdaki Üsküdar ve Çamlıca tepelerinin ve batıda Topkapı Sarayı ile Aya Sofya'nın güzellikleri görünür.
Boğaziçi , Kara Denize doğru nehir gibi kıvrıla, kıvrıla uzanırken, 30 km boyu ancak uçaktan seyredilebilir; kıyılarından ise her burunu dönünce değişen, göl manzaralarına sahiptir. Sahiller; saraylar, camiler ve yalılar ile süslü yamaçlar ve tepeler, denizin rengine yansıyan yeşilliklerle kaplıdır. Eski Hisarlar ve modern 2 asma köprü tabiatın bu güzelliğine şahitlik ederler. Beyaz martılar, beyaz vapurları takip eder. Yatlar, gemiler lacivert sularda süzülürken, bir burunun ötesinden, kara hayaletler gibi görünen dev tankerlerden biri, Karadeniz'den getirdiği tehlike dolu petrol yükü ile bu, dünyada bir benzeri daha olmayan güzel su yolunu, boru hattı gibi, ancak tehditler saçarak, aşmaya çabalayabilir. Geceleri suları pırıltılar ile oynaşan Boğaziçi'nin kuzey kesimleri yerleşime açık olmayıp, yeşilliklerle sarılıdır.
Üsküdar Asya dan gelen yolların son durağı olarak gelişmiş tarihi bir semttir. Avrupa'ya en kısa geçiş noktası Üsküdar, güzel camilerle bezelidir. Çamlıca tepelerine giden sırtlar selvi ağaçları ile kaplı, eski-yeni mezarlıklarla dolu; Büyük Çamlıca Tepesi, park içinde manzara seyir noktası olarak bütün şehire hakim bir mesire yeridir. Sahilde uzanan yoldan güzel Kız Kulesi ve İstanbul yarımadası eserleri, bütün haşmetleri ile seyredilerek Kadıköy'e varılır. Şehrin en büyük eski binası Selimiye Kışlası veya Batıda bilinen adı ile Florence Nightingale Hastanesi, Haydarpaşa Lisesi iken üniversiteye bırakılan güzel yapı ve Prusya mimari üslubundaki Haydarpaşa Tren Garı bu bölgenin karakteristik yapılarıdır. Kıyı boyu şehrin ticari liman tesisleri uzanır.
Açıklama: İstanbul VapurKadıköy, efsanelerde civardaki ilk yerleşim yeri olarak anılır. Tipik çarşısı, güzel Moda koyu, Fenerbahçe parkı ve marinaları, modern Bağdat caddesi ile meşhur, asude, bir semttir. Bir kötü kader gibi, burası da müthiş imar faaliyetleri sonunda eski şahane, bahçeli köşk ve konaklarının pek çoğuna artık sahip değildir. Merkezde ve civarda yeni yapılan alışveriş galerileri şehirin en modern ve büyükleridirler.
Adalar İstanbul'un sayfiyesi olma özelliğini titizlikle koruyan yerlerin ilk sırasında yer alırlar. Adalara ulaşım deniz otobüsleri ile süratlenmiş ise de oradaki tek vasıta faytonlardır. Yazlık evler, bakımlı güzel bahçeler iskelelere yakın yerlerdedir. Baharlarda ve yaz boyu gezilmesi moda olan, çamlıklarla örtülü adalar kış mevsimi ıssızlaşırlar. Her mevsimi ayrı güzelliktedir. Adalar hafta sonları pikniği ve yüzmek için halkın ve yatçıların rağbet ettiği yerlerdir.

 

İSTANBUL'UN İKLİMİ

Açıklama: http://harika.istanbul.gov.tr/Portals/istanbulv2/Resources/images/czg.gif

 
İKLİM


4 Mevsimi de yaşar İstanbullu. Akdeniz ikliminin serin benzeridir: Kısa İlkbahar, ideal Yaz sıcaklığı, uzun, mavi göklü Sonbahar ve ıslak Kış. Boğaziçi Erguvan korularının pembesine bürülüdür İlkbaharlarda. Park ve bahçeler lale ve çiçeklerle bezelidir. Mart serin, yağışlı; Nisan ve Mayıs tam bahar… Haziran yarı bahar yarı yaz gibidir. Bir deyim "karpuz kabuğunu görmeden denize girme" der. Eylül sonlarına kadar İstanbul'un denizleri yüzmeye elverişlidir. Temmuz ve Ağustos aylarının belki 2-3 haftası sıcaklık artabilir, bu süre dışı, bazen bir kaç gün bulutlu ve serin bile olabilir. Deniz ve karaları böylesi harmanlanmış bir bölgenin havasına tam güven olamaz. Sabah bulutları öğlen dağılıp, güneşi davet edebilir. Yılın uzun bölümü, sabah pusu semayı sedef parlaklığında tutarken, Sonbahar en uzun mevsimdir. Palto, yağmurluk, bazen de kürk kışı yaşanır; Aralık ayından Marta kadar. Karlı veya dondurucu kış günleri sayılıdır. Serin, kuzey "poyraz" rüzgarı ile yağışlı, ılık güney "lodos"u yıl boyu hakim rüzgarlardır. Şehir sınırlarında şiddetli son kış 1978 yılında yaşanmış, hava limanı 3 gün kısmen kapanmıştı. Karlı günlerin özlemini çekenler için Bursa Uludağ her türlü kış sporları için yakındadır.
Kaynak : İstanbul Valiliği-İSTANBUL adlı eserden alınmıştır.

Açıklama: http://harika.istanbul.gov.tr/Portals/Istanbul/newimg/ayasofya.jpg

A. İstanbul’un Florası
Şehirde ağacı, çiçeği ifade eden sayısız semt, cadde, sokak ismi bulunmaktadır. Çiçekçi, Fındıkzade, Fındıklı, Çubuklu, Acıbadem, Bademlik, Zeytinburnu, Elmadağ, Küçük ve Büyük Armutlu, Fıstıkağacı, Sakızağacı, Cevizli, İncirli, İncirköy, İncirlibostan, Bağlarbaşı, Validebağ, Bostancı, Söğütlüçeşme, Sıraserviler, Serviburnu, Kavaklar, Ihlamur, Fulya, Kirazlımescit, Asmalımescit, Narlıkapı, Narlıbahçe, Ortabahçe, Ortabahar, Yeşilbahar, Uzunçayır, Fenerbahçe, Bahçeköy, Bahçelievler, Yenibahçe, Bahçekapı gibi semt isimleri ağaç ve bahçe kültürünün ne denli yoğun olduğunu gösterir. Ama hepsinden önemlisi İstanbul’un ağacı çınar ağacıdır ve şehirde çınar ve çeşmeden başlayıp kahvehaneyi, iskeleyi de içeren sayısız Çınaraltılı meydanı bulunur.
İstanbul’un Güzel Ağaçları
1. Çınar
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren çınar ağacı simgesel bir özellik taşır ve neredeyse devlet eli ve himayesinde bütün Osmanlı coğrafyasına yayılır. Çınar devasa boyutu, geniş gövdesi, yüksek dalları ve iri yapraklarıyla sanki imparatorluğun gücünü, kudretini, hâkimiyetini ve meydan okuyuşunu anlatır. Bütün bu özellikleri dolayısıyla da devlet adına adeta resmî bir ağaç statüsünde ve bir anıt özelliğinde meydanlara kurulur. Osmanlı yerleşim bölgelerinde, en küçük köyden Payitahta kadar meydanların ağacı çınardır. İstanbul şehri de eski bir imparatorluk kenti olması dolayısıyla çok miktarda tarihî ve anıt çınara sahiptir. Topkapı Sarayı’nın birinci ve ikinci avlularında, özellikle Divan-ı Hümayun etrafında Bâb-ı Hümayun ve Bâb-ı Selam önlerinde anıt çınar ağaçları mevcuttur. Bu çınar hâkimiyeti sarayın Gülhane bahçesinde ve Alemdar Yokuşu’nda, Zeynep Sultan Camii önünde devam eder. Sultanahmet Meydanı ve Camii avlusu ile Kabataş’ta ve tramvay yolu üzerinde yer alan çınarlar da yine aynı gücü vurgular.
Saraylar ve büyük meydanlar dışında çınar ağacı İstanbul’un yeni kurulan bütün mahallelerinde küçük çınaraltılı mahalleri meydana getirir. Eyüp Sultan Camii avlusunda, Kadıköy’ün Osmanağası’nda, Üsküdar’ın Mihrimahı’nda, özellikle Atik Validesi’nde, Anadoluhisarı’nda, Göksu içlerinde, Kandilli’de, Kanlıca’da, Çubuklu’da, Paşabahçe’de, Beykoz’da, Kavaklarda, Emirgân’da ve yine özellikle Çengelköyü’nde dinî mimari, cami, çeşme, türbe, iskele, kahve kompozisyonunda çınar ağacı en önemli öğedir.
Çınar ağacı Boğaziçi’ndeki hâkimiyetini Büyükdere’de şu anda maalesef mevcudu olmayan ve ancak gravürlerde görebildiğimiz olağanüstü boyutlardaki bir örneği ile tarihe geçirmiştir. Bu dev çınarlardan sahillerde artık örnekler kalmasa da Boğaz arkalarında Büyükdere’de Orman Fakültesi’nin korularında hâlâ birkaç örnek bulunur.
Süleymaniye İmareti’nin (Darüzziyafe) çınarı da çitlenbiği ve küçük havuzu ile dikkat çekici örneklerdendir.
2. Meşe
Çınar İstanbul’un, şehir içinin, meydanlarının medeni bir ağacı olarak ön plana çıkarken; korular, kırsal sahalar meşe ağacının hâkimiyetine bırakılmıştır. İstanbul’un özellikle Anadolu yakasında, Kocaeli Yarımadası boyunca meşe ağacı, önemli kısmı kesilmeler sonucunda yok edilme noktasına gelse de, tek tük dikkati çeker. Özellikle Boğaziçi’nin korularında ve Anadoluhisarı’nda, Çubuklu Hidiv Kasrı’nın hemen önünde, Beykoz Kaymakdonduran’da ve Rumeli yakasında Yıldız Korusu’nda anıt özelliği taşıyan meşeler görmek mümkündür.
3. Servi
İstanbul ağaçları arasında serviye de özel bir yer ayırmak gerekir. Halk arasında “selvi” olarak telaffuz edilen bu ağaç, genellikle ve yanlış olarak “mezarlık ağacı” şeklinde algılansa da, servi, İstanbul bahçe ve koru kültüründe önemli bir peyzaj mimarisi öğesidir. Divan edebiyatında sevgililer, güzeller hep servi boyludur. Dinî-mistik anlayışta servi “Elif” harfinin karşılığı yani Allah’ı ifade eden bir semboldür. Mezar başlarına dikilir, çünkü oradan Allah’a dönüşü ifade eder. İslamiyet dışında Uzakdoğu kültürlerinde de önemli bir yeri olan servi ağacı İstanbul’da bütün tarihî mezarlıklarda yer alır.
Topkapı Sarayı başta olmak üzere, Fenerbahçe burnundaki Kanuni döneminden kalma anıt servilerin bulunduğu yazlık saray, Sünbül Efendi ve Yahya Efendi gibi tasavvuf mekânlarının bahçeleri, hep servi ağaçlarıyla doludur. İstanbul’un en yaşlı servilerinin görüldüğü bir diğer mekân da Karacaahmet Mezarlığı’dır.
Boğaziçi’nin dik yamaçlarında, korularında özel olarak dikilen serviler ise, her dem koyu yeşil olan görüntüleri ve yamaçlarda ön plana çıkan dik duruşları ile etrafındaki açık yeşil renkteki bitkilerle çok güzel uyum ve görüntü sergilerler. Vaniköyü’nde Papaz Korusunda, Kandilli’de bu güzellik hâlâ görülebilir.
4. Fıstık Çamı
Boğaziçi’nin kıyılardan cephelere doğru uzanan yamaçlarında bir şemsiye gibi yer alan, dikkat çekici bir diğer ağaç da fıstık çamıdır. Üsküdar’da, Nakkaştepe’de, Fethipaşa Korusu sırtlarından başlayarak, özellikle Anadolu yakasında sıkça rastlanır. Anadoluhisarı’nın tepelerinde anıt özellik taşıyabilen örnekleri görülür ve bunlar Paşabahçe-Beykoz arasında Burunbahçe’ye dek uzanırlar. Aralarında anıtsal özellikte olan örneklere Küçük Çamlıca Korusu’nda da rastlanır.
5. Erguvan
Çınar kadar uzun yaşamayan, meşe kadar korulara yayılamayan, servi gibi dik duruşu ile öne çıkamayan, daha küçük boyda, mütevazı ama çiçeklenmesi ile diğerlerini geride bırakan, İstanbul’un bir diğer ağacı da erguvandır. Nisan-Mayıs aylarında Boğaz korularında, Marmara denizi kıyılarında, Gülhane Pakı civarında, Rumelihisarı’nın içinde, hatta hemen hemen bütün İstanbul’da erguvan, kendine has pembe renkli tonlarıyla şehirde kısa süre de olsa bir gösteri yapar.
6. Atkestanesi
İstanbul’da son yıllarda çınarla gizli gizli rekabet eden bir diğer ağaç da atkestanesidir. Sanki meydanlarda çınarın yerini almak üzere derinden derine bir gayret sarfetmektedir. Beyazıt Meydanı’ndan Sultanahmet Meydanı’na, oradan Gülhane Parkı’na ve birçok okul bahçesine yavaş yavaş kurulmaya başlamıştır. Büyük beyaz salkım salkım çiçekleri ile açtığı zaman çınara görüntüsü ile nazire yapar. Beyaz çiçeklerinin bu sade güzelliğini esas kırmızı çiçekli atkestanelerinin frapanlı ve şaşaalı renk cümbüşü bastırır. Gülkurusundan şarabî renge kadar açmış, kırmızı tonundaki renkleri ile atkestaneleri İstanbul’a çok yakışmaktadır. Anadolu yakasında Bağdat Caddesi’nin etrafında yeni bir moda oluşturduğunu da söylemek mümkündür.
7. Çitlembik
Servi nasıl mezarlık ağacı ise çitlembik da onun hemen yanında ona eşlik eden bir “tekke-türbe ağacı”dır. Yedikule’de İmrahor İlyas Bey Anıtı’nın avlusundaki haziresinde (mezarlık) ve bahçesinde anıt özelliği taşıyan çitlembik örnekleri görülebilir.
8. Dişbudak
Meşeyle yan yana bulunan bir koru ağacı olarak ön plana çıkan dişbudak, İstanbul’da artık çok az rastlanan bir ağaç türüdür. Ama yine de meraklısına Boğaziçi’nde Küçüksu Kasrı bahçesinde Mihrişah Sultan Çeşmesi’nin hemen başına kurulan dişbudak ağacını görmelerini tavsiye ederiz.
9. Sakız Ağacı
İstanbul’un görkemli sakız ağaçlarından en güzel örnekleri Kadıköy yakasında Fenerbahçe Burnu’nda Turing Bahçesi’nde görmek mümkündür.
10. Manolya
Manolya İstanbul’a sonradan gelen, daha doğrusu getirilen asri ve asil bir ağaçtır. Zaman zaman meşe ve çınar boyutuna kadar uzanır ama onlar gibi yapraklarını dökmez, her dem yeşildir, üstüne bir de gösterişli çiçekleri açar. Saray ve kasır bahçelerinde başlayan gösterisi, Boğaziçi’nde, Beylerbeyi Sarayı’nda ve Baltalimanı’nda Mustafa Reşit Paşa’nın Kasrı’nda örnek olarak görülmüş ve daha sonra diğer Boğaz yalılarında arzı endam etmeye başlamıştır.
11. Diğer Ağaçlar
İstanbul’da meşe gibi Anadolu yakasının yerli ağacını oluşturan bir diğer kültür bitkisi de zeytin ağacıdır. Genellikle Marmara kıyılarında, denizi gören bölgelerde bulunmaktaydı. Son zamanlarda artık çok az rastlanan bir ağaç hâline gelmiştir. Şehrin subaşlarında, bahçelerde yer alan bir diğer ağacı da ıhlamurdur. Özellikle Boğaz kıyılarında, su kaynaklarında, mesire yerlerinde ıhlamur ağaçlarına rastlanmaktadır. Birçok Balkan ülkesinde olduğu gibi İstanbul’un da meydanlarının ve caddelerinin baharda güzel kokular saçan ıhlamur ağaçları ile düzenlenmesinde yarar olacaktır. Aynı şekilde güzel kokularıyla şehri hem yeşillendirip, hem hoş bir iklim yaratan diğer ağaç da akasyadır.
İstanbul’da Anadolu yakasında daha çok olmak üzere Marmara kıyılarında Maltepe-Adalar arasındaki bölgede baharı ilk defa olarak haber veren, müjdeleyen bir ağaç olarak mimozayı da belirtmek gerekir. Sarı salkım çiçekleri, İstanbul çiçekçileri tarafından da meydanlarda satılmaktadır.
Yalıların köşklerin bahçelerinde ve Boğaziçi korularında rastlanan, tıpkı erguvan gibi tohumlar yoluyla kendiliğinden tabiatta çoğalan (Hudayinabit) bir diğer ağaç da defnedir. Hem her dem yeşil olması, hem de yapraklarının İstanbul mutfağındaki bazı et ve balık yemeklerinde kullanılması sebebiyle tercih edilir.
Yine İstanbul’da tek tük olmasına rağmen, şehre çok yakışan ve görüntü güzelliği ve havasıyla etki yaratan bir diğer ağaç ise Lübnan sediridir. Kuyubaşı’nda Marmara Üniversitesi bahçesinde (maalesef kurumakta olan), Yakacık’ta Emirgan’da, Beylerbeyi’nde güzel ve görkemli örnekleri bulunur. Tıpkı yakın akrabası Atlantik sediri örneklerinde olduğu gibi.
Erguvanla beraber Boğaziçi kıyılarından başlamak üzere İstanbul’da renk renk çiçekleriyle son zamanlarda ortaya çıkan bir diğer ağaç da pavlonyadır. Bir manolya türü olan ama yapraklarından önce mor ampullere benzeyen çiçekleri ile açan saray lalesini de unutmamak lazımdır.
İstanbul’da son yıllarda şehrin tarihî ağaç geleneğine uymayan ama hızla yayılan palmiyeleri ve mazı ağaçlarını da yanlış örnek olarak belirtmeliyiz. Yine İstanbul’un gecekondu bölgelerinde, yeni yerleşimlerinde Anadolu’nun kırsal kesiminin, dere boylarının bir ağacı olankavak ağacının da zaman zaman yanlış uygulama olarak caddelere ve meydanlara kadar yayıldığını görmekteyiz. Hâlbuki kavak kısa ömrü, çok su istemesi ve baharda polen yayması dolayısıyla bir şehir ağacı olma özelliğine sahip değildir.
İstanbul’da Bahçe Kültürü
Osmanlı İstanbulu’nda güzel bahçe sahibi olmak, bu bahçede konukları ağırlamak, hatta büyük boyutlu bahçeleri kamusal alan olarak halka bahçe yapıp vakfetmek geleneği bulunmaktadır. Bu işin öncülüğünü birçok konuda olduğu gibi saray yapmıştır. Topkapı Bahçesi (Gülhane, Has Bahçe), Yıldız Bahçesi, Ihlamur Kasrı Bahçesi, Kandilli Bahçe gibi padişahların has bahçeleri, vezirler ve diğer devlet ileri gelenleri tarafından taklit edilerek şehir içerisinde birçok başka örneklerle yaygınlaştırılmıştır. Haliç kıyılarındaKaraağaç Bahçeleri, Hasköy Bahçeleri; Boğaziçi kıyılarında Kabataş’ta Karabali Bahçesi, Beşiktaş’ta Kazancıoğlu Bahçesi, Emirgân’da Emirgûne Han Bahçesi, Paşabahçe, Fenerbahçesi gibi bahçeler, İstanbul’un tarihî bahçeleriydi.
Saray ve kasırlardan sonra İstanbul’da bahçe örneklerinin görülebildiği geniş arazileri ile köşkler ve sonra yalı ve konak bahçeleri gelir. Bunların özelliklerini sıralarsak öncelikle çiçekli bitkilerin tercih edildiğini görürüz. Bu çiçekler arasında ise kokulu olanlar en çok rağbet edilenlerdir.
Eski İstanbul bahçelerinin olmazsa olmaz çiçekleri lale ve güldür. Bunlardan sonra şakayık, sünbül, çiğdem, gardenya, zambak, leylak, hatmi çiçeği, zerrin, oya, hanımeli, filbahri, yasemin, sardunya, ıtır, şebboy, begonya, narin, glayöl, kasımpatı, ortanca, yıldız çiçeği, kana, Pitosborum tobira gibi çiçekleri de sayabiliriz. Fesleğen, biberiye, lavanta, melisa, adaçayı gibi kokulu bitkilere son yıllarda aslanbıyığı, gülibrişim, ateşdikeni, kısmet ağacı, hardal otu, malta eriği gibi çiçekler ilave edilmiştir. Bahçelerde çit vazifesi görmek üzere de taflan (laz üzümü), şimşir, kurtbağrı gibi bitkiler ön plana çıkmıştır.
İstanbul bahçe kültüründe salkım söğüt, ceviz ve ıhlamur gibi gölge veren ve kokulu ağaçların yanı sıra meyve ağaçları da görülür. Ama bunlar daha çok binanın uzak köşelerine dikilir. Bu meyve ağaçları incir, erik, dut, kiraz, elma, armut, malta eriği gibi ağaçlardır.Erguvan ise Boğaziçi’nde yalı bahçelerinde manolya, pavlonya, mor salkım ve acemborusu ile birlikte yerini alır.
İstanbul bahçelerinde asmalar mutlaka yer alır ve İstanbullunun rağbet ettiği üzüm cinsi Çavuş’dur. Erenköy’ün, Bağlarbaşı’nın Çavuş üzümleri, Yapıncak üzümleri, Rezakiler, Balballar, asmalarda yaz günlerinde serin oturma mekânları oluştururlar. Boğaziçi kıyı bahçelerinde bunun yerini “Kameriye” denilen ve bir pergola türü olan ve etrafında sarmaşık güllerin sarıldığı oturma mekânları alır. Yine İstanbul bahçelerinde su unsuru mutlaka kullanılır ve saray bahçelerinde havuzlar, kaskatlar (yapay şelale), rocaille’ler (yapay kayalıklar) görülür. Ama bu su tesislerinin en ince sanatlısı mermerden selsebillerdir.
Yine bu bahçelerin içerisinde İstanbul ikliminde kışın korumasız olarak üstü kapalı bir ortam dışında yetişmeyen bitkiler için “Limonluk” adı verilen, etrafı camla kaplı, seralar bulunur. Yine saraydan başlayan bu gelenek, Batı’da “Portakallık” (Orangerie) adıyla anılır.
Eski İstanbul’daki çiçek merakı şehirde birçok çiçek pazarı kurulmasına yol açmıştır. Tarihî yarımadadaki Eminönü Çiçek Pazarı ve Beyoğlu Çiçek Pasajı bu sahada en çok bilinenlerdir. Ayrıca Bağlarbaşı’nın Çiçek Mezatı da kesme çiçek ticareti alanında önemli bir yer tutar.
Güzel Park Ve Bahçeler
İstanbul’un büyük ve güzel park ve bahçeleri arasında;
Beşiktaş- Yıldız’da, eskiden mezarlık olan, 12.000 m2’lik meyilli arazisi ile Abbasağa Parkı,
1944’te Barbaros Anıtı dikilirken yapılan çevre düzenlemesi ile park hâline getirilen 7.200 m2’lik Beşiktaş Barbaros Parkı,
Eskiden Taksim Kışlası’nın talim sahası olan ve bugün 38.000 m2’lik yüzölçümü ve fıskiyeli havuzu ile dikkat çeken Taksim Gezi (İnönü) Parkı,
Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’nın dış bahçesi olan ve 100.000 m2’lik alan üzerinde yer alan Gülhane Parkı,
1946’da düzenlenen Maçka Taşlık Parkı ve 1993’te yeniden düzenlenerek Demokrasi Parkı adını alan, Dolmabahçe Gazhanesi’nin arka vadisi olan İkinci Maçka Parkı,
1980’li yılların başında düzenlenen ve fıskiyeli ve ışıklı havuzu ile dikkat çeken Sultanahmet Parkı sayılabilir.
Ayrıca İstanbul’un en eski bahçelerinden Fenerbahçesi, Bebek Bahçesi ile yeni düzenlenen Sarayburnu Parkı, Ulus Parkı, Gümüşsuyu Parkı da İstanbul’un güzel park ve bahçeleri arasında unutulmaması gereken örneklerdendir.
Botanik Bahçeleri Ve Özel Bahçeler
İstanbul’un bu güzel park ve bahçeleri dışında, birer canlı ağaç müzesi olarak değerlendirilebilecek olan botanik bahçeleri-arboretumlar bulunmaktadır. Bu bahçelerin en eskisi olan Süleymaniye Botanik Bahçesi, bugün İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Enstitüsü arazisi üzerindedir ve 1935’ten beri çalışmalarına devam etmektedir. Süleymaniye’de müftülük binasının yanında yer alan bir hektarlık bu arazide değişik büyüklükte seralar ve zengin bir ekilmiş bitkiler koleksiyonu bulunmaktadır.
Büyükdere-Kemerburgaz yolu üzerinde Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak hizmet veren Atatürk Arboretumu da İstanbul’da başka yerlerde görülemeyecek ağaçların bir arada görülebilmesi bakımından bir alternatiftir.
Son yıllarda bu botanik bahçelerine Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi de eklenmiştir. Özel bir vakfa ait olan bahçe 50 hektarlık arazisi ile İstanbul’un geniş yeşil alanlarını içerisinde barındırır. Bahçe Anadolu yakasında İstanbul’a girişte TEM çıkışında bulunmaktadır.
Anadolu yakasının bir diğer özel bahçesi Göztepe’deki Gül Bahçesi’dir. Aynı mekanda soğanlı bitkiler bulunmaktadır. Burası İstanbul Büyükşehir Belediyesi Parklar ve Bahçeler Müdürlüğünce düzenlenmiştir.
2006 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Yedikule’de Surdibi’nde düzenlenen “Soğanlı Bitkiler Parkı” da başta lale ve ters lale olmak üzere 260’dan fazla bitkiyi yetiştirmesi bakımından önemlidir.
Zeytinburnu Belediyesi tarafından düzenlenmiş olan “Merkez Efendi Şifalı Bitkiler Bahçesi”ni de yine bu kapsamda değerlendirebiliriz.
İstanbul’un özel mekânları olan bu alanlar arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Parklar ve Bahçeler Müdürlüğünün projeleri ile lale festivalleri, çiçek tarhları düzenlenmektedir. Ağaç A.Ş tarafından temin edilen ağaçların yanı sıra, İstanbul LalesiFransız Gülü gibi çiçeklerin ön plana çıktığı güzellikler, dönemlerinde bütün İstanbul’u süslemektedir. İstanbul’da her yıl Nisan ayından itibaren Lale Festivalleri düzenlenmekte, Emirgan ve Gülhane Parkları lalelerle donatılmaktadır.
İstanbul çiçek kültürü bakımından, Turing Kurumunun ve Çelik Gürlersoy’un yerini de belirtmekte fayda vardır. Daha önce merhum Çelik Gülersoy tarafından Çubuklu Hıdiv Kasrı bahçesinde düzenlenen Gül Bahçesi ortadan kalktıktan sonra, yine Turing Kurumu yöneticilerinden Haluk Dursun tarafından Fenerbahçe’deki parkta yeni bir gül bahçesi ve parkın Romantika bölümünde bir “koku bahçesi” oluşturulmuştur.
İstanbul’un Kırları
Geçmiş dönemlerde İstanbul kırlarında ve özellikle subaşlarında, mesire adı verilen doğa gezileri ve yeme içme geleneği vardı. Bu amaçla şehrin tatlı su kaynakları ve akarsuların kenarlarına gidilirdi. Kağıthane’de Sadabad, Boğaziçi’nde Küçüksu ve Göksu, Sarıyer’in subaşları; Yuşa Tepesi, Çamlıca Tepesi, Veliefendi Çayırı, Fenerbahçesi bu tür kır gezilerinin en çok rağbet edilen mekânlarıydı.
İstanbul’un kırlarında sahil kesimlerinde hâkim olan makilikler içerisinde yabani zeytin (delice), katırtırnağı, pırnal meşesi, sakızlık (menengiç), böğürtlen, katran ardıcı, kocayemiş, mersin, harnup, sandal ağacı bulunur. Ayrıca bu çalımsı ağaçların dibindefundalıklar, süpürge otları, eğrelti otları, ladenler, mahmuz çiçekleri, rezene, sütleğen, ısırganotu, ayrıkotu, çuha, bataklık nergisi, ballıbaba, ebegümeci, kulumcakotu, kedi nanesi ve papatyalar vardır. Yine İstanbul’a has, kuzey bölgelerinde kardelen çiçekleri veİstanbul Çiğdemi’ni de unutmamak gerekir.
İstanbul’un Koruları
İstanbul’un bahçe ve parkları dışında, daha büyük ve yeşillik alanları olan koruları bulunmaktadır. Bu korulardan Avrupa yakasında yer alan;
Çırağan Sarayı’nın kara tarafındaki korusu olan Yıldız Korusu;
Ortaköy-Kuruçeşme arasında yer alan ve 1980’li yıllarda villa ve köşk inşaatları ile koru özelliğini kaybeden, ancak ağaçları ile önemini koruyan II. Abdülhamit’in kızı Naile Sultan Korusu,
Kuruçeşme sahil yolu ile Ulus TRT binası arasında kalan Vakıf Korusu ya da diğer adıyla Prens Sabahattin Korusu; hemen bitişiğindeŞeyhülislam Cemaleddin Efendi (Emin Erkayınlar) Korusu; Arnavutköy sahilinden Ulus’a doğru yükselen yamaçlarda yer alan Robert Koleji Korusu; Arnavutköy-Bebek arasındaki İpar Korusu ve yanındaki Kortel Korusu ile bunun devamı niteliğinde Fransız Yetimhanesi Korusu,
Bebek-Rumelihisarı arasında Ayşe Sultan Korusu ve Ârifî Paşa Korusu ile Boğaziçi Üniversitesi Korusu,
Emirgan Korusu;
Yeniköy sırtlarında Said Halim Paşa Korusu; sahilde Avusturya Elçiliği Korusu; Tarabya’da Fransız ve İngiliz Elçilik Koruları; Yeniköy-Tarabya arasında Alman Elçiliği Korusu; Tarabya Koyu’nun güneyinde Huber Köşkü (Cumhurbaşkanlığı KöşküKorusu;Büyükdere’de İspanya Elçiliği Korusu ve Büyükdere-Sarıyer sahil yoluna bakan tepede Rusya Elçiliği KorusuAyazağa’da kasırların bulunduğu koruluk önemlidir.
Anadolu yakasında ise;
Beykoz’da Abraham Paşa KorusuBeykoz Kasrı Korusu, Çubuklu Hıdiv İsmail Paşa Korusu, Kanlıca Mihrabad Korusu, Anadoluhisarı’nda Amcazade Hüseyin Paşa Korusu; takiben Kandilli sırtlarında Cemil Filmer Korusu, Kandilli Adile Sultan Korusu, Vaniköy Rasathane KorusuEski Papaz Korusu, Kuleli Vahideddin Korusu; Üsküdar Cemil Molla Korusu, Kuzguncuk Münir Bey ve Fethi Paşa Korusu, Paşalimanı üstlerinde Demirağ KorusuHüseyin Avni Paşa Korusu; Bağlarbaşı’nda Abdülmecid Efendi Korusu, Büyükçamlıca’da Yusuf İzzeddin Efendi KorusuKüçükçamlıca Korusu, Koşuyolu’nda Adile Sultan Korusu bulunmaktadır.
B. İstanbul’un Faunası
İstanbul’da Hayvan Varlığı
İstanbul’un Kuşları
İstanbul konumu dolayısıyla, kuşların göç yolları üzerinde yer alır. Mevsim dönümlerinde İstanbul’da, kuzey-güney doğrultusunda, çok büyük çapta kuş göçleri yaşanır. Kuş gözlemcileri (Ornitologlar) bu sırada İstanbul’da Çamlıca Tepesi gibi gözlem yerlerinde bulunurlar.
Osmanlı Devleti’nin saray teşkilatında, özel olarak padişahın av kuşları ile ilgilenen bir birim bulunurdu. Kuşbaz, Kuşçubaşı, Çakırcıbaşı, Doğancıbaşı gibi isimler alan bu görevliler, “alıcı kuş” adı verilen ve avlanmada kullanılan kuşları yetiştirmekle görevliydi.Şahin, doğan, çakır, atmaca gibi kuşlar başta olmak üzere yetiştirilen bu alıcı kuşlar, bıldırcın, çulluk, üveyik, keklik gibi İstanbul civarında yaşayan av kuşlarını avlarlardı. Bu eski günlerin hatırası olarak İstanbul’da Üsküdar’da Doğancılar semti ve şehir içindeÇakırcıbaşı Camileri hâlâ yaşamaktadır.
Saraylarda yine özel kuş yetiştirilen ve “Kuşhane” denilen bölümler de bulunur. Buralarda meraklı padişahlar görüntüsü ve ötüşü için kuşlar yetiştirirlerdi. Dolmabahçe Sarayı’nın Kuşhane bölümünde hâlâ sülünler, tavus kuşları ve diğer kümes hayvanları görülebilir.
İstanbul kuşçuluğunda “kafes kuşları” adı verilen ötücü kuşların da ayrı bir yeri vardır. Semtlere de adını veren florya, kanarya kuşları dışında iskete, saka ve kafese alışık olmamasına rağmen Alemdağ İspinozu denilen kuşları bunlar arasında sayabiliriz. Saray Kuşhanelerinde ise daha çok egzotik bölgelerden gelen papağan cinsleri ve muhabbet kuşları bulunurdu.
İstanbul’a has bir diğer kuş merakı da güvercin yetiştiriciliğidir. Bunlar taklacı, postacı olmak üzere sınıflandırılırlar ve daha çok Güneydoğu kökenli İstanbullular tarafından yetiştirilirler. Bu tür kuşların özel meraklıları için Karaköy ve Topkapı’da kuş pazarları kurulur.
Şehirde en çok bilinen, görülen kuş serçedir. Hatta eski bir İstanbul tabirinde cahili tarif ederken “Serçeden başka kuş, Zeyrek’ten başka yokuş bilmez.” derler. Yani serçeyi tanımayan yoktur. Serçeden sonra en çok görülen karga, sığırcık, cami avlularında kumruve güvercin, deniz kıyılarında martı, kırlangıç, yelkovan ve karabataktır. Ne yazık ki yalıçapkını kuşu artık görülmemektedir. Kırsal kesimde ise baştankara kuşları, çalıkuşlarıardıçlar, karatavuklar, sarıasmalar yer alır.
Eski İstanbul’un bir diğer önemli kuşu da çaylak kuşudur. Bu kuş, son yıllara kadar İstanbul’a ilk gelen göçmen kuş olarak baharın gelişini kentlilere haber verirdi.
İstanbullularca kutsal sayılan, çok sevilen ve dokunulmazlığı olan hatta kendisi için vakıf kurulan bir diğer kuş da leylektir.
Bütün bu kuşlar için İstanbul’da kuş evleri, kuş sarayları, bakımlı kuş yuvaları yapıldığını da ilave edelim.
Yukarıda saydığımız kuşların dışında aslında bir kuş sayılması gerektiği halde divan edebiyatında, güftelerde, şarkılarda yer almış bahar ve yaz mehtaplarında geceleri sahne alan ve İstanbullular tarafından çok sevilen bülbülü de ayrı ve özel olarak nitelendirmek gerekir.
Orman İdaresi tarafından son yıllarda İstanbul çevresinde sülün, keklik gibi kuşlar yetiştirilip doğaya salınmaktadır.
İstanbul’un Balıkları
İstanbul korularının en makbul kuşu nasıl bülbül ise, İstanbul’un balığı da lüferdir. Hatta İstanbullular lüfer muhabbeti ile bilinir, lüfer merakı ile tanınırlar. Defneyaprağı, çinekop, sarıkanat, lüfer ve kofana olarak isimlendirilen aynı familya balıkları, sonbaharda İstanbul boğazından geçiş yapar. Boğaziçi’nin göçmen özelliğinde olan bütün balıkları, ilkbaharda Karadeniz’e geçip balıkçı tabiri ile yaylaya çıkarlar, sonbaharda ise beslenmiş ve yağlanmış olarak Boğaz’dan aşağıya, Marmara’ya inerler. Bu dönem balıkçılık açısından en hareketli ve balık mutfağı bakımından en bereketli dönemdir. Çingene palamudu, torik olana kadar yakalanır, torik olunca tuzlu balık “lakerda” yapılır. Uskumru, kalkan, tekir, barbunya, sardalya, gümüş, levrek, kılıç, kefal, kırlangıç, karagöz, zargana, ispari, izmarit, mezgit İstanbul’un en çok bilinen balıklarıdır. Ne yazık ki gün geçtikçe azalmakta ve artık istavrit, mezgit, hamsi ve denizanası dışında çok fazla deniz mahsulüne rastlanamamaktadır.
İstanbullu balıkçılar bir köpekbalığı cinsi olan camgözden pek fazla hoşlanmazlar ama balıkları kaçırıp, balıkçılara imkân tanımadığı hâlde yunus balığını ise her zaman “uğurlu” sayarlar.
Şehirde kıyıdan olta balıkçılığı her zaman ve her dönemde yapılagelmiştir ve Galata Köprüsü’nde, Boğaziçi’nin akıntı burunlarında yani Çengelköyü’nde, Arnavutköyü’nde, Kandilli’de balık tutan İstanbullular, İstanbul fotoğrafının daimi bir pozu olmuştur.
Diğer Hayvanlar
Bir zamanlar İstanbul koru ve ormanlarında çokça rastlanan çakal, tilki, tavşan, gelincik, kirpi, köstebek, kaplumbağa gibi hayvanlar gün geçtikçe azalmakta, buna karşılık yine Orman İdaresi tarafından karacalar yetiştirilip doğaya salınmaktadır.
İstanbulluların Gülhane Parkı içerisinde bulunan eski hayvanat bahçesi ne yazık ki kapatılmıştır ve şehrin yakınlarında ancak Bayramoğlu’nda bir hayvanat bahçesi yer alır.
Eski İstanbul’da ayrıca sakız koçu ve horoz yetiştiriciliği İstanbul’un kendine has merakları arasında yer alırdı.

 

İSTANBUL'A NASIL ULAŞILIR?

 

Açıklama: http://harika.istanbul.gov.tr/Portals/istanbulv2/Resources/images/czg.gif

Karayolu:

Şehir içi ulaşım:  İETT,  METRO, TRAMVAY, TCCD, METROBÜS, FUNİKÜLER, NOSTALJİK TRAMVAY, TELEFERİK, TÜNEL ve MİNİBÜS sıkça kullanılan şehir içi ulaşım araçlarıdır.
Şehirler arası ulaşım: İstanbuldan yurdun her tarafına karayolu bağlantısı vardır. Yurtiçi ulaşımının hareket noktası, Anadolu yakasında Harem, Avrupa yakasında Esenler de bulunan uluslararası otogarıdır.
Uluslar arası ulaşım: İstanbuldan yurdışına Yunanistan, Üsküp, Makedonya, Almanya, Fransa, Avusturya, İsviçre, Suudi Arabistan, Suriye, Rusya (Moskova) Romanya, Bulgaristan, Ürdün (Amman) seferleri yapılmaktadır.

 

Otogar Tel: (+90-212) 658 05 05 - 658 10 10
Otogar Faks: (+90-212) 658 28 58

Demiryolu: İstanbul'dan Ankara, İzmir ile Doğu Anadolu şehirlerine demiryolu bağlantısı vardır. İstanbul'dan yurtdışına Sirkeci - Viyana, Münih, Budapeşte, Selanik, (Eskişehir, Konya, Gaziantep)- Halep, (Tatvan, Van)- Tahran, Moskova, Bükreş tren seferleri bulunmaktadır.
Devlet Demir Yolları: (+90-216) 348 80 20
Haydarpaşa Tren İstasyonu: (+90-216)6 348 80 20 
Danışma Tel: (+90-216) 336 04 75
Sirkeci Gar Tel: (+90-212) 520 65 75
Danışma Tel: (+90-212) 527 00 50-51
Açıklama: http://harika.istanbul.gov.tr/Portals/Istanbul/newimg/6.jpgDeniz yolu: İstanbulda hem şehir içi, hem de yurt içi ulaşım sağlanmaktadır. Ayrıca marinaların Avrupa limanlarına bağlantısı vardır.
Şehir içi Denizyolu Ulaşımı: Kadıköy- H.Paşa- Karaköy, Eminönü, Üsküdar, Eminönü-Kadıköy, Köprü-Yeniköy, Beykoz-Kavaklar, Sirkeci, Bostancı, Köprü-Adalar, Köprü-Yalova, Kabataş-Çınarcık, Bostancı, Çınarcık arasında vapur işlemektedir.
Şehirler arası Ulaşım: Karadeniz (İstanbul, Zonguldak, Sinop, Samsun, Giresun, Trabzon, Rize), İzmir, Marmara hattı (Marmara adası, Bandırma, Mudanya), Avşa Adalarına turlar bulunmaktadır.
İstanbul Liman İşletmesi Müdürlüğü Tel: (+90-212) 252 21 00

İstanbul Liman İşletmesi Müdürlüğü Faks: (+90-212) 244 34 80

Adres: Rıhtım Caddesi Merkez Han No: 32 34443 Karaköy / İSTANBUL

 

Hava yolu: İstanbul Uluslararası Atatürk Havalimanı, şehir merkezine 20 km mesafededir. Ayrıca İstanbul'da uçak ve helikopter kiralama olanağı vardır.
Sabiha Gökçen Uluslararası Havaalanı İstanbul Anadolu yakası Pendik / Kurtköy'de, Kadıköy'e 40 km, Pendik'e 12 km, Taksim'e ise 50 km mesafededir. TEM otoyoluna olan 1.5 km bağlantısıyla ulaşım açısından da son derece rahat bir trafiğe sahiptir.

Açıklama: http://harika.istanbul.gov.tr/Editor/assets/05.jpg
DHMİ Atatürk Havalimanı Başmüdürlüğü Tel: (+90 212) 463 77 77
DHMİ Atatürk Havalimanı Başmüdürlüğü Faks: (+90 212) 465 21 21

 

 

 

THY Genel MüdürlüğüTel: (+90-212) 463 63 63

THY Genel Müdürlüğü Faks: 
(+90-212)  465 21 21

Sabiha Gökçen Uluslararası Havaalanı Tel: 
(+90-216)  585 50 00

Sabiha Gökçen Uluslararası Havaalanı  Faks: (+90-216) 585 51 14

 

 

 
adidas nmd for mens original ua curry 3 basketball shoes Paul George SneakerNews zapatos Jordan Retro 13 Chaussures Stephen Curry Two Pas Cher underarmourcurry2 shoes find great deals on nike roshe one flower Nike Lunartempo Schuhe Nike Offizieller Store Nike presto ma NZ Nike Air Jordan 11 Nike Air Huarache Chaussures nike air jordan basketball shoes Official Cheap Stephen Curry Shoes Kobe 11 Nikecom Nike Air Presto Ultra Flyknit kevin durant shoes 8 eBay Nike Running 5.0 ES nike air force 1 flyknit eBay 2015 Mode Nike Air Presto Verkauf 2016 nike air presto

cheap cialis kamagra 100mg cialis tadalafil kamagra oral jelly cialis buy viagra generic levitra uk kamagra gel cialis generic cheap levitra cheap viagra uk

cialis ohne rezept cialis bestellen kamagra oral jelly viagra kaufen kamagra 100mg levitra preis cialis generika levitra 20 mg levitra 20mg viagra generika lovegra kaufen kamagra bestellen viagra generika online viagra bestellen viagra kaufen kamagra apotheke viagra generika levitra generika cialis generika viagra online kaufen cialis ohne rezept viagra bestellen priligy dapoxetine kamagra online kamagra 100 levitra bestellen kamagra tabletten levitra generika kamagra gel cialis generika

kamagra gel cialis kaufen viagra schweiz cialis bestellen cialis schweiz cialis generika viagra bestellen kamagra schweiz levitra generika